KARALAMA 2

Karşımdaki dar, uzun, kapkaranlık sokak. Ayak sesleri uzaktan geliyor. Yağmur hafiften yağıyor, uzun bir yağışın ardından. Yaklaşan ayak seslerine bir ses daha eklendi. Tık, tık...
Karanlığın içinden artık bir silüet kendini belli ediyor, sokak lambasına yaklaştıkça. Melon şapkalı ve uzun paltolu bir adam. Işığa yaklaşıp paltosunun düğmelerini açtı. Yeleğinin cebinden, ta karşıdan göz alıcı parlaklığıyla parlayan saatini çıkardı ve şöyle karşısına, göz hizasına getirip baktı. Göremedi. Diğer eliyle de gözlüğünü oynattı. Bu kez gördü. Saatini biraz kurduktan sonra tekrar cebine koydu.
Sonra beni gördü. Gülümsedi. Karşıya geçerek yanıma geldi ve üzerime oturdu. Göründüğü gibi kalıplı biri değilmiş. Çok çekmiş, yorulmuş, üşümüş ve hasta.
Baston olarak kulladığı şemsiyesini duvara dayadı. Paltosunun cebinden sigarasını çıkarıp yaktı. Derin, uzun bir nefes çekti. Dumanı içine çekerken çıkardığı ses rahatladığının kanıtıydı. Bir kaç derin nefesten sonra arkasyna iyice yaslanıp başını duvara dayadı. şapkasını yukarı doğru itip hafiften dağılan bulutların arasından görünen yıldyzlara bakıp "Uzaklardasınız" dedi. Gözlerini kapatıp daha kısık bir sesle "Yalan dünya" diye mırıldandı. Sonra öylece kaldı. Bekledim uzun süre konuşacak diye ama konuşmadı, sadece soğudu.

Diğer Karalama